>

Yüksekdağ: Bu yol sürdürülebilir, gidilebilir bir yol değil

Posted By on 16 Aralık 2016


HDP’nin tutuklu Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, dihaber’in sorularına mektup aracılığıyla verdiği yanıtta, tutukluluk sürelerinin fazla sürdürülebilir olmadığını söyledi. Yüksekdağ, “Bizlerden intikam alma duygusunun keyfini sürenler, tarihsel ve toplumsal adaletin dersini alacaklar” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, tutuklu bulunduğu Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nden mektup aracılığıyla dihaber’in sorularını yanıtladı. 4 Kasım’dan bu yana tutuklu olan Yüksekdağ, cezaevi koşulları ve tutukluluk süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

* Haftalardır tutuklusunuz, bulunduğunuz koşullar kamuoyu tarafında da merak ediliyor. Biraz cezaevi koşullarından bahsedebilir misiniz?

Üzerimizdeki katı tecrit koşulları devam ediyor. Bu koşullar içerisinde yasama ve siyaset hakkımızı kullanmak bir yana en temel insan haklarını savunma hakkını kullanmak da mümkün değil. Tecrit doğrudan iktidarın karar ve yönlendirmesiyle uygulanıyor. Zira tutulduğumuz hiçbir hapishanede, mevcut sınırlı infaz uygulama yok. Yani iktidar ve bakanlık talimatıyla mahkeme kararı kılıfına girmiş, bu bize özel bir intikam ve hınç alma hareketidir.
Avukat görüşü kısıtlama, mahkeme kararıyla bize dayatılıyor. İki eş başkan ve burada tutuklu bulunan Gülser hanım (Gülser Yıldırım) nezdinde avukat görüşü esnasında yasak ve engellerle yüz yüzeyiz. Avukatlarımızla kamera kaydı ve görevli nezaretinde görüşebiliyoruz. Evrak, dosya not alışverişi yapmak yasak. Bir davanın dosya numarasını, herhangi bir telefon numarasını not alarak görüşmeden çıkarmak mümkün değil. Hem avukatın hem müvekkilin temel haklarını ayaklar altına almaktan başka bir şey değil bu uygulama.

‘MAHKEMELER KARARLARI FETVA YOLUYLA VERSE ŞAŞIRMAM’

* Siz ve diğer HDP’li milletvekillerinin tutuklanmaları iç ve dış kamuoyunda geniş bir tepki topladı ve toplamaya da devam ediyor. Tutuklanan isimlerden biri olarak bu tutuklanmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cezaevi koşullarında zaten usul olarak da esas olarak da gerçek ve hukuki bir yargılanmadan söz etmek mümkün değil. Tutukluluğumuz ve hakkımızdaki davaların tümden siyasi neden ve sonuçlara dayandığını biliyoruz. Ama bizlere dönük siyasi hınç alma operasyonlarını bir hukuk senaryosuna uydurma zahmetine bile girmiyorlar. Bütün davalar tek siyasi merkezden yönetiliyor ve duruşma ve savunma gerekleri gibi temel konular ihlal edilerek teferruatlara dönüştürülüyor. Yakında mahkeme heyetlerine bile ihtiyaç duymadan kararları fetvalar yoluyla açıklarlarsa şaşırmam doğrusu. Zaten verili durumda da bizim tutuklanma örneğinde olduğu gibi mahkemeden iki saat önce iktidar medyası karar açıklıyor. Yani tutuklanma ve tutukluluk sürecindeki tüm yaşadıklarımız siyasi rehin olduğumuzu kanıtlıyor. Elbette bu durum, bizler nezdinde milyonlarca yurttaşımızın en temel seçme-seçilme hakkının, siyasi iradesinin gaspı anlamına geliyor. Bu şartlar altında bir seçilmiş olarak benim de görev ve haklarım ipotek altına alındı. Mahkemeler ve cezaevlerinde iktidarın atadığı memurlar, doğrudan yasama faaliyetine, bizlerin bu sürece katılımına müdahale ediyor, engelliyor. Üstelik en ifrada vardırılmış haliyle.

 

‘MEŞRU BİR YARGILAMA YOK’

Daha bugün davalarımla ilgili bilgiye ulaşmam avukat görüşünde engellendi. Avukatımdan Aralık ayı duruşma günleri ve dosya numaralarının yazılı olduğu bir belgeyi almak istedim. Kamera kaydında belgenin muhtevası açık seçik ortada olmasına rağmen mahkeme kararı gerekçe gösterilerek belgeye el konuldu. Böyle bir sözde yargılama sürecinin meşruiyetinden, bağlayıcılığından, inandırıcılığından söz edilebilir mi? Dedim ya; hakkımızdaki süreç zaten gerçek ve meşru dayanağa sahip bir yargılama olmadığı için hiçbir gerçek ve hukuki kritere dayanma zorunda hissetmiyorlar kendilerini.
Ama bizler, bu ağır darbe şartlarına rağmen, aklımızı, yüreğimizi karartmadan sözümüzü halklarımıza ulaştırmaya çalışıyoruz.

* Mesajlarınızın dışarıya ulaştırılması konusunda da ciddi bir engellemenin olduğunu duyuyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Gönderilmemiş mektuplar, el konulmuş evraklar, üstü çizili sansürlenmiş yazılar, bizler için onur, muktedirler için utanç belgeleri olarak tarihe kaydoluyor.

‘TUTUKLATANLARIN YAPACAĞI ANAYASAYA KİM GÜVENİR’

* Tutukluluk durumunuz size göre nasıl şekillenecek?

Bizlerin tutukluluğu, Türkiye’deki parlamenter sistemin göstermelik bir vitrin olmanın ötesinde, artık bir ilüzyona dönüştüğünün ispatıdır. Türkiye’de parlamenter sistem Meclis TV’de, sansürlü kanalarda seyirlik bir manzara haline getirildi. Ama seyredenin içini açmayan, umutsuzluk, karamsarlık yayan kötü bir manzara. Ülkenin 3. büyük partisinin eşbaşkanlarının, vekillerinin olmadığı bir Meclis’te yasama faaliyeti güvenilirliğini yitirmiştir. Kalan meclis çoğunluğunu baskı altına alarak, kimileriyle aldım verdim pazarlığı yaparak böyle kötürümleştirilmiş bir düzlemde temel Anayasa değişikliğine yönetmek, 79 milyonun aklıyla, iradesiyle alay etmektir. Mevcut Anayasayı ihlal ederek bizi tutuklatanların yapacağı Anayasa’ya kim güvenebilir? Dahası etkisini bozup yaptıkları Anayasanın dikişlerinin tutacağının ve ona da bağlı kalacaklarının bir güvencesi yoktur. HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırıldığından beri, merkezi siyaset ve Meclis derin bir meşruiyet krizine girmiştir. Tam bir kuralsızlıkla tüm toplumu güvencesiz bırakacak böyle bir icraat süreci Meclis’i bombalamaktan çok farklı değil.

BU YOL SÜRDÜRÜLEBİLİR, GİDİLEBİLİR BİR YOL DEĞİL

* Tutukluluk durumunun sürdürülebilirliği olur mu?

Böylesi bir kriz ve kaos ortamından bizlerin tutukluluk durumu konusunda çok aktüel şeyler söyleme şansımız yok. Ama siyasi öngörümüze dayanarak bu tür bir yıkıcılığın vadesinin uzun olmayacağını söyleyebiliriz. Bu yol sürdürülebilir, gidilebilir bir yol değil. Sona çabuk dayanırlar. Bizleri hapse atmakla kendileri için her şeyin iyi olacağını sanıyorlar. Türkiye’nin son bir ayına bakarsanız bunu anlarsınız. İktidarın yol açtığı siyasi baskı ve istikrarsızlık, toplumun en küçük hücresini bile haksızlık, güvencesizlik, yoksulluk çemberine almış durumda. Emek ve demokrasi güçlerine dönük zulüm ve baskı sürdüğü müddetçe çember daha daralacak. Çemberin içindeki ezilenlerin gücü ve tepkisi çemberin dışındaki yönetenlerin hoyratlığa gizlenmiş zayıflığı kuşatmayı kıracak, çemberi parçalayacak. İnanıyorum ki; bugün de bizlerden intikam alma duygusunun keyfini sürenler, tarihsel ve toplumsal adaletin dersini alacaklar.

 

 

* Hem tutuklu olan sizler için hem de iç siyaset açısından bundan sonraki süreç nasıl işleyecek?

Bizlerin halklarımıza verdiğimiz onur sözünden başka kaybedecek şeyimiz yok. Hiçbir zaman koltuk, makam, servet peşinde olmadığımız herkesçe bilinir. Ama halkımızın temsiliyet hakkını korumak, Türkiye’de barış ve demokrasi davasından vazgeçmemek, bizim onurumuz varlık nedenimizdir. Bu varlık alanı kolay kazanılmadı. Gerek yerellerde, gerek merkezi siyasette ulaştığımız yüksek başarı, onur, özgürlük, eşitlik özgürlük sözüne bağlı kalanların ortak esiridir. Bugün HDP’yi savunmak, birlikte kazandıklarımızı ve daha büyük kazanabileceğimizi savunmak demektir. Kaderi fani muktedirler eliyle yazılmış halkların, yenilgi yazgısını silip kendi zaferlerini tarihe yazması ve hiçbir koşulda bu gücünden şüphe etmemesi demektir.

KAZANMA GERÇEĞİMİZDEN ŞÜPHE DUYULMASIN

Bugün de seçmenlerimiz ve halklarımız gücünden ve mutlaka kazanacağı gerçeğinden şüphe etmesin. Egemenlerin kıyı-köşe aradıkları, meydanlarda zoraki toplanıp çağırdıkları ruh, HDP’lilerin yüreğinde mayasında, her zerresinde bulunur. Bu yeni ve büyüyen kendini zor kavşaklarda sınayan, pörsümüş, paslanmış kaba güce meydan okuyan toplumsal enerjinin ruhudur. Ve her yerdedir, herkesledir, yani HDP’dir. Türkiye’yi yeniden kuracak yükselen bir gücün karşısına engeller, tuzaklar çıkabilir ama tarihi hareketimizden enerjimizden doğan ruhumuzu karartamaz hiçbir şey.

‘DİRENİŞ GÜÇLERİ KAZANMA RUHUYLA KUCAKLAŞMALI’

Şimdi OHAL’e karşı özgürlük diktaya karşı demokrasi esarete karşı direniş güçlerini büyüterek birleştirecek, kazanma ruhuyla kucaklamalıyız bütün Türkiye’yi. Çürüyen ve çürüten egemenliğe karşı yaşayan, yaşatan, direnen halklarının mücadele ruhu, bugünü ve yarını belirleyecek. Saldırı altında olan, kayıp ve yaralarını sağaltmaya çalışan toplumsal, siyasal alana varlık iradesi katacak.

‘VARDIK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ’

* Seçmenlerinize ve Türkiye toplumuna iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Tüm çalışma arkadaşlarıma, yurt içinden, yurtdışından büyük emeklerle mucizeler yaratan partililere, bizlere ve kendine inanan her bir seçmenimize, yaratıcılıkta engelleri aşmakta sınır tanımayan gençliğe, kadın iradesini en zor şartlar altında elden bırakmayan yaşamın ve dayanışmanın özünü kuşanıp yürüyen kadın yoldaşlarıma yürekten sevgi ve selamlarımızı gönderiyorum. Ve elbette; ‘Vardık, varız, var olacağız’. Direne direne kazanacağız.

 

Bir Cevap Yazın