>

RedHack Sızıntıları : Yeni “Şark Islahat” Planı – Flash

Posted By on 24 Ekim 2016

961320

Haber.land Özel – RedHack’ın sızdırdığı Berat Albayrak’a ait olduğu iddia edilen e-posta’lar, her gün siyasal iktidarın yeni bir kirli oyununu daha açığa çıkarmakta. Bu postaların bir tanesinde, Suriyeli  mültecilerin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin demografisinin değiştirilmesi ve Anadolu’nun “yeniden dizayn edilmesi” için nasıl kullanılmaları gerektiğini anlatıyor.

AKP Adıyaman Milletvekli ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Adnan Boynukara imzası ile gönderilen e-posta şöyle:

Date: Sat, 9 Jul 2016 07:09:10 +0000 (UTC)
From: Adnan Boynukara
Subject: Suriyeliler ve iskan meselesi…

Merhabalar,Suriyeli sığınmacılara vatandaşlık verilmesine ilişkin çalışmalar kapsamında üzerinde durmamız gereken iskan politikasına ilişkin kısa bir değerlendirmeyi bilgilerinize sunuyorum…Adnan Boynukara

 

 

Suriyeliler ve İskan Meselesi

Suriyeli göçmenlerimiz, dış politika ve insani/vicdani boyutlarının dışında Yeni Türkiye için farklı bir anlam daha taşımaktadır. 3 milyona yakın mülteci, akrabalarıyla birlikte ortalama 6-7 milyon Suriyeli, önümüzdeki onyıllar boyunca, Türkiye ile bir şekilde muhatap olacaktır. Suriye devriminin başarısı halinde bu nüfusun önemli bir kısmı ülkelerine geri dönseler bile bu bağ devam edecektir.

Mevcut durumda, ülkemize yerleşme imkanı ve arzusu olan 1,5 milyonluk bir Suriyeli nüfustan bahsetmek mümkün. Bunların bir kısmı zaten şehirlere dağılmış, iş kurmuş veya çeşitli sektörlerde çalışmaya başlamış, yani kısmen entegre olmuş durumdadır. Ancak bu imkanı olmayan ve halen kamplarda yaşayan önemli bir nüfus, bir şekilde iskan edilmeyi beklemektedir. Türkiye’nin bu yeni nüfusu doğru bir iskan politikasıyla uzun vadeli bir entegrasyon sistemine dahil etmesinde yarar var. Bu, sadece Suriyelileri yerleştirmeyi değil, belki daha önemlisi mevcut Anadolu düzenini de yeniden dizayn etmeyi hedeflemelidir.

Anadolu nüfusu, 1950’li yıllardan beri yürütülen şehirleşmeye dayalı bir kalkınma politikasının neticesinde büyük şehirlere göçe zorlanmış ve teşvik edilmiştir. Sanayileşme ve kalkınma adına yürütülen bu politika artık nihai sınırlarına dayanmış, kırsal alanlar boşalmış, şehirlere de fazla gelen bir nüfus yığılması oluşmuştur. İç göçün sonuçlarını yönetemeyen bu politika neticesinde, mesleksiz bir kitle ortaya çıkmış, işsizlik, çarpık kentleşme, eğitim, sağlık, ulaşım ve konut sorununa kadar bir birini besleyen bir dizi sosyal, ekonomik ve kültürel sorunu ortaya çıkarmıştır.

AK Parti hükümetlerinin 14 yıllık icraatlarının temeli, geçmiş 60 yıllık yanlışlıkların temizlenmesi, sonuçlarının izale edilmesi ve sorunlarının tamir edilmesi ile geçmiştir. Nihayetinde devlet düzeninin çarpıklığını da besleyen bu sıkıntılar, şimdilik önemli ölçüde azalmış görünse de, orta vadede kalıcı bir çözüme ve sisteme bağlandığını söylemek zor.

Mevcut durumda; Anadolu insanını merkeze katmayan bürokratik sistemin sona ermiş olması, yine Anadolu’nun insan karakterini kadükleştiren ve bireysel gelişimi engelleyen aşiret yapısı, dağınık köy düzeni, meslekten çok mecbur kalınmış bir yaşam tarzı haline gelmiş ve bu nedenle de geçimlik bile olamayan tarım ve hayvancılık meşgaleleri gibi temel sorunlar artık aşılmıştır. Türkiye nüfusu önemli ölçüde bireyleşmiş, kentlileşmiş, eğitim seviyesi yükselmiş ve temel sorunları çözülmüş durumdadır. Ancak bundan sonrası için henüz gerekli bir planlama yapılmamıştır.

Bu çerçevede, Türkiye’nin öncelikle milletleşme sürecini tamamlayacağı yeni bir entegrasyon politikası, bunu sağlayacak bir iskan politikası ve bunun üzerine kurulu yeni bir ekonomi-politik düzeni inşa etmesi gerekmektedir. Son 60 yılın sorunlarının sonuçlarından kurtulma çabası, Kürt açılımı, alevi açılımı, din-devlet barışması ve Anadolu sermayesinin yani orta sınıfın güçlendirilmesi gibi farklı başlıklar altında devam etmektedir. Hali hazırda bu konularda çok önemli adımlar atılmıştır. Ancak yeterli sonuçların alındığı söylenemez.

Binlerce yıldır kıtalararası göç yolları üzerinde bulunmanın cilvesi olarak sürekli göç alan ve entegrasyon yeteneği gelişen Anadolu coğrafyası, yeni yüzyılda da benzer bir adaptasyon örneği gösterecektir. Özellikle 1. Dünya savaşı sonrası en kaliteli nüfusunu kaybeden milletimizin bütün imkansızlıklar içerisinde cumhuriyetle birlikte sürdürmeye çalıştığı varlık ve beka çabası, artık yeni bir asabiye ve aidiyet tarifi içerisinde daha güçlü, kendinden emin ve kaliteli bir yaşam standardına layık hal gelmiştir. Şimdi yapılması gereken, geçmişte olduğu gibi, Anadolu halkının hem kendi içinde hem de yeni göçmenlerle sentezlenerek daha sağlam ve güçlü bağlar kurması ve yeni bir milli terkib oluşturmasıdır.

1. Dünya savaşı sonrası Balkanlar ve Kafkaslardan göç alarak sağlanan bu terkibin yeni dönemde Ortadoğu, kısmen Afrika ve Asya’dan gelen nüfusla tahkim edilmesi söz konusudur. Bu terkib, bir tür sosyal ve kültürel aşı hükmündedir ve daima toplumları yenileyen, dinamik tutan ve güçlendiren bir işlevi olmuştur. Son tahlilde Selçuklu-Osmanlı jeokültürel terkibi olan bu süreç, bugün Suriyelilerin eklenmesiyle devam etmektedir. Anadolu bu manada, takriben 700 milyonluk bir havzanın özeti durumundadır ve dışa dönük organik bağlantıları itibariyle bu derece doğal, çok boyutlu ve dinamik bir networku olan başka bir coğrafya yoktur.

Bu bağlamda hem milletleşme, hem entegrasyon, hem iskan, hem de yeni ekonomi politikanın gereği olarak, Suriyeli göçmenlerin iskanı, bir imkan ve fırsat olarak değerlendirilmelidir. Mevcut nüfus dağılımı itibariyle, güvenlik bağlamında, Doğu ve Güneydoğu nüfus yapısı, entegrasyon, yani aidiyet açısından sorunlu bir özelliğe sahiptir. Anadolu’nun omurgası konumundaki Erzurum-Kütahya hattında ise ciddi bir ihmal edilmişlik ve bundan kaynaklanan bir asabiye sorunu var. Kıyılar, yani Ege, Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri ise atıl bir konumda adeta kenar kuşak hükmündedir. Türkiye, son 60 yıllık politikalar gereği adeta Marmara bölgesinin, özellikle İstanbul’un sırtına binmiş ama artık taşınamayan bir dev hükmündedir. Suriyelilerin iskanı üzerinden aslında Türkiye bu iskan düzenini değiştirebilir. Ve yeni döneme uygun, yeni bir sosyo-ekonomik düzen için gerekli politikaları devreye sokabilir.

 

 

Bu çerçevede;
1. Özellikle Arap kökenli Suriyeli nüfusun Doğu ve Güneydoğu’ya, Arap-Kürt-Türkmen karışık Suriyeli nüfusun ise başta orta hat olmak üzere Anadolu’nun diğer bölgelerine yerleştirilmesi düşünülmelidir. Bu iskan süresince gerek devlet memurlarının tayin sistemi yoluyla, gerekse ekonomik teşvikler yoluyla, Ege, Akdeniz ve Karadeniz nüfusunun da mezkur iskan bölgelerine kaydırılarak tahkim edilmesi sağlanmalıdır.

2. Etnik, mezhebi ve bölgesel karakterin alabildiğine sentezlenmeye zorlandığı ve milletleşmenin temel saiki olan ortak aidiyet, asabiye ruhunun korunmasının ve güçlendirilmesinin amaçlandığı bu dizayn, çeşitli sosyal ve kültürel politikalarla da desteklenmelidir. Örneğin iskan edilen bölgelerde yerel dil ve kültürel ögeler ortak dil ve kültürel ögelerle birlikte sahiplenilerek desteklenmeli.

Türkmen, Kürt, Arap, Laz, Balkan kökenli vb. unsurların ortak işbirlikleri her alanda teşvik edilmelidir. Farklılıkların özgürlüğü, ortak kimliğin bileşeni halinde yani ortak havuzun bir parçası olarak değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda; Kürtçe, Arapça, Arnavutça, Çerkezce, Boşnakça, Gürcüce Türkçenin farklı lehçeleriymiş gibi milletimizin her birinin kıymetli dili ve kültürü mesabesinde doğal bir saygınlık görmelidir. Bu farklı unsurların Türkçeyi sahiplenmesi gibi Türk çoğunluğunda bu farklı dil ve kültürleri sahiplenmesi, en kalıcı ve sağlam milletleşme sigortası olacaktır. Uzun vadede en az 3-4 dil bilen ama Türkçeyi ortak dili olarak kendi anadili gibi benimsemiş bir nüfusun etnik bir sorunu kalmayacaktır.

3. Mezhebi ve meşrebi farklılıklar da benzer bir özgürlük temelli aidiyet/asabiye formülüyle tehdit olmaktan çıkıp ortak kimliğin bileşenine dönüşebilir. Bu nedenle iskan politikası insanlara sadece konut ve iş imkanı sağlamakla yetinilmemeli. Bu sosyal ve kültürel koşulların da sağlanmasına çalışılmalıdır. Valilik ve kaymakamlıklar, muhtarlıklar, belediyeler, STK’lar, okullar, odalar, sendikalar gibi tüm resmi ve sivil mekanizmalar, bu iskan sürecinde seferber edilmeli ve Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde hem Suriyeli yeni nüfusu, hem de kendi içindeki atıl nüfusu bu yeni aşıyla dinamik bir milli varlığa dönüştürmelidir.

4. Doğu Roma dahil, son bin yıllık tarihe bakıldığında, gerek ulaşım yolları gerekse ekonomik imkanlar itibariyle Anadolu’nun iç merkez bölgeleri değişmemiştir. Trabzon, Erzurum, Van, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Antep, Adana, Malatya, Sivas, Samsun, Konya, Kayseri, Denizli, Kütahya, Eskişehir, İzmir, Bursa, Edirne gibi iç merkezler, civar illeri de motive eden konumlarıyla hala önemlerini korumaktadır. Edirne, Rize, Bingöl, Hatay, Adapazarı gibi birkaç ili daha bu listeye eklediğimizde, Anadolu’nun temel sıklet merkezlerinin haritası netleşmektedir.

Bu haritada en ihmal edilen bölge Orta Anadolu’dur. Nüfusumuzun en kadükleştirilmiş kısmı da maalesef bu bölgemizdedir. Ülkenin sigortası ve milletimizin ana gövdesi hükmündeki bu bölgenin acilen güçlendirilerek asabiye kazandırılması şarttır. Suriyeli nüfusun özellikle Kürt ve Arap unsurlarının bu bölgeye iskanı, yeni bir aşı manasına gelecek ve Selçuklu terkibi misyonu taşıyacaktır.

Arap ve Türkmen nüfusun ise doğu-güneydoğu, Karadeniz-ege ve Akdeniz’e dağıtılması, yeni bir Osmanlı terkibi manası taşıyacaktır. Bu bağlamda seçilecek şehirlerin mevcut nüfus yapısı göz önüne alınmalı ve orta-uzun vadeli aidiyet-asabiyet ihtiyaçları düşünülerek iskan planlanmalıdır. Özellikle genç kuşaklar açısından, Türkmen-Yörük taifesinin bireysel yetenek ve akıl kullanımını gerektiren modern mesleklere yönlendirilmesi, Suriyelilerin bu yeteneğe sahip unsurlarının bu bölgelere iskanı öncelikli olmalıdır.

5. Son tahlilde aidiyet ve asabiyenin kökeninde sağlam bir şahsiyet ve haysiyet gerektiği unutulmadan, yeni ekonomi-politik düzenin bu şahsiyetli/haysiyetli nüfusu oluşturmayı hedeflemesi gerekmektedir. Milletimizin varlık ve bekasının sigortası, işte bu şahsiyetli bireyler olacaktır. İşte o zaman etnik-mezhebi-meşrebi farklılıklar, ortak haysiyetimiz olarak milli gücümüze dönüşecektir.

6. İskana ilişkin il merkezleri önerisinde bulunmak da mümkün. Ancak asıl olan iskan politikasına yüklenen anlam ve hedeflenen sonuçtur. Bu nedenle yukarıdaki kısa değerlendirme yapılmıştır. Bu çerçevede yapılacak bir iskan politikası önemli sonuçlar verebilir. Yine de; Bingöl, Muş, Bitlis, Iğdır, Ağrı, Erzincan, Siirt gibi illere ilişkin özel bir çaba sergilenebilir. Midyat ve Erciş’in il yapılması düşünülüyorsa bu iki ilçe de bahsettiğimiz illere eklenebilir.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir Cevap Yazın

Bağış Yap

Mart 2017
P S Ç P C C P
« Şub    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031